İstanbul'u Geziyoruz (Bölüm 1)


 Merhaba nasılsın iyisindir diye umuyorum bu blogum da sana daha önceleri gitmiş olduğum şehir olan İstanbul'u anlatacağım. Gezdiğim yerleri sokak ve caddeleri mümkün olduğunca kısa ve öz anlatarak beraber İstanbul'u gezeceğiz.

 Tabi ilk olarak yola çıkmadan önce güzel bir plan yapmıştım. Zaten arkadaşımın yanına gidiyordum. Ama şu vardı ki arkadaşım İstanbul da yaşasa bile çoğu yerini gezmemişti hatta hiç bir yerini desem yeridir. Zaten ilk defa buluşacaktık uzun yıllar konuşmuştuk. Sonunda zaman gelmişti ve yola çıktım o uzun yılların da vermiş olduğu arkadaşımla buluşmuştum.
 Burada kısa bir hatırlatma yapayım gezi planımı nasıl yaptığımı ve nasıl gittiğimi merak ediyorsanız onların bloglarını en alta koyacağım oradan okuyabilirsiniz.

   Tabi planı ben yaptım her şey hazır nereleri gezeceğiz edeceğiz her şey saati saatine yazılı neyse vardım İstanbul'a uçaktan indim Atatürk Hava alanında buluştuk kısa bir sohbet tanışmanın ardından ilk durağımıza doğru yola çıktık. İsterseniz buraya nereleri gezdiğimizi yazayım sonra zaten teker teker açıklamalı anlatacağım.   Ama daha detaylısını istiyorsunuz Wattpad'e kitabımız var Gezgin & Meraklı diye oradan daha detaylı bir hikaye şeklinde okuyabilirsiniz. Neyse biz konumuza gelelim biraz çok açıklama yaptım ama olsun.

 Gezdiğimiz yerler;
1.Havacılık Müzesi
2.Aqua Florya İstanbul Akvaryum
3.Küçük Ayasofya Camii
4.Sultan Ahmet Camii
5.Sultan Ahmet Meydanı
6.Ayasofya
7.Topkapı Sarayı
8.İstanbul Arkeoloji Müzesi
9.Kapalı Çarşı
10.Mısır ve yeni çarşı
11.Dolmabahçe Sarayı
12.Deniz Müzesi
13.Taksim-İstiklal Caddesi
14.Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi
15.Sent Antuan Kilisesi
16.Santa Naria Draperis Kilisesi
17.Galata Kulesi
18.Büyük Çamlıca Tepesi
19.Kız Kulesi
20.Barış Manço Müzesi
21.Rahmi M. Koç Müzesi
22.MiniaTürk

  Tabi ben ilk olarak gittim İstanbul'a arkadaşım ile buluştum. Hemen tanışma sohbetten sonra hemen arabayla yapmış olduğumuz planın ilk durağı olan Hava Müzesini ziyarete oradan da hemen güzel bir kahvaltı yapacaktık. Tabi Hava Müzesinin orada park sorunu olduğu için biz arabayı hemen avm'ye park edip oraya geçtik. İlk girişte tabi güvenlik kontrolünden geçtikten sonra içeride oklar ile gösterilmiş yerleri takıp ederek ilerliyorduk. Biz gittikçe ışıklar yanmaya başlayıp ve her yerde sensörler sayesinde otomatik anlatım başlıyordu. Bu acayip hoşumuza gitmişti çok mantıklıca bir hareketti her yeri tek tek sesli anlatım ile geçmişini öğrenebilmiştik. Ardından bahçesinde sergilenen savaş uçakları ve savaş sırasında kullanılan uçakla ve son olarak kargo uçağı gibi birden fazla uçaklar vardı. Tabi biz teker teker resim çekiyorduk. Bir yandan uçaklarda bakım vardı motor kısımlarını da görme fırsatımız olmuştu. Tabi ben okul zamanı Ankara'da olan hava müzesini gezdiğim için biliyorum Ankara'da kargo uçağına bindiriyorlardı. Bende tabi orada ki görevliye sordum hemen böyle böyle burada da var mı diye adam tabi var ama sadece okullara gösteriyoruz gibisinden kelimeler söylemişti tabi bizde de merak bir merak girmek için bastırıyoruz tabi ikna edebildik sohbetten sohbette girince babalarımızı falan sormuştu bir yandan babalarımızın sayesinde diğer uçakları da görme fırsatımız olmuştu ve teşekkür ederek oradan ayrılmıştık.

 Hemen arabamızı park ettiğimiz avm'ye tekrar gidip üst kısımda bulunan deniz manzaralı restauranta girmiştik tabi her şeyi arkadaşım ayarladığı için o getirdi bizi o restauranta girdik bir yer var ama efsane ötesi manzara direk deniz orada kahvaltı yapmak veya yemek yemek bambaşka bir his bırakır insanda tabi ben de arkadaşıma söylüyorum şuraya bak yaa efsane yer bir de rezerve falan yazmışlar ben olsam bende rezerve yaparım öyle bir yeri derken direk garson geldi. Garson falan herkes tanıyor. Önceden gelmiş konuşmuş meğersem o masa bizim için rezerve'ymiş daha ilk defa yüzümüzü görüyoruz ve direk baştan herşey harika gidiyordu. Orada güzel bir kahvaltının ardından hemen Auqa Florya İstanbul Akvaryuma geçmiştik.

 Akvaryuma girmeden önce ikimizde ayrı olarak rezerve yaptırmıştık internetten doğru kısaca almıştık biletlerimizi hemen oraya gittiğimizde çıkmıştı. Hemen biletlerimizi alarak akvaryumu gezmeye başladık. Tabi gittiğimiz akvaryum Dünya'nın en büyük tematik akvaryumuydu içerisinde bir den fazla canlı hayvan barındırıyordu. Tabi geziyoruz geziyorum ama içeride köpek balığı, piranhalar, penguenler ve timsah varmış. Penguenleri interneten görmüştük ama timsahı görmemiştim olduğunu tabi ben biraz tırstım timsah deyince nerede olduğunu da bilmediğimiz için ikimizde korktuk tabi doğal olarak geziyoruz böyle ama acayip harika bir yer akvaryumun içerisinden tünel yapmışlar köpek balıkları falan var böyle resim çeke çeke ilerliyoruz ama hep bölüm bölüm ayırmışlar. İleride tavşanlar bizleri bekliyordu. Maymunlar kuşlar dan sonra ise asıl olay buradaydı duvarda kocaman kobra yılanı yazıyordu. Ben dedim ki abow ayvayı yedik şimdi bu nerede hadi bakalım girdik ama anlatamam ben size o anki komik anılarımızı ben bir anda arkadaşıma arkanda dememle onun koşarak tahh girişe kadar gitmesi acayip olay olmuştu :ddd tabi ama öyle bir ışıklandırma ve duvarlara dekor yapmışlar ki güzel ama efsane ortam zaten karanlık bir de yaşlı çift vardı o yaşlı teyze hele Allah teyzem teyzemmm ne korkuttun bizi bir yere dokundu teyze tabi orada yılan olan bölge tabi yılan dedi anam bizim kalbimize indi bende diyorum akvaryumda dışarıda hayvan olması yasak hepsi kafesinde olduğunu bildiğim halde insan oğlu beynimiz otomatik olarak korkuyor tabi sonra timsahı görmüştük herkes zaten çok meraklı timsaha birileri gel kıcı kıcı birileri gel pisi pisi der timsah bu nasıl gelecek acayip eğlenceliydi tabi daha sonra yağmur ormanları isimli kısma gelmeden önce cam içerisinde 5-6 adet piranhalar vardı. Ben tabi biraz tırstım hatta orada arkadaşıma soru sormuştum. Şuan da cam çatlasa ne yaparsın diye o da direk seni alır veya sen beni alır buradan arabaya bindiğimiz gibi kaçar gideriz demişti. Daha sonra ise penguenlerin olduğu bölüme geçtik ama o kadar şirinler ki gerçi onlar başlı başına tatlılar ama su altında o kadar hızlı gidiyorlar ki  çizgi filmlerinde ki gibi hiç değiller yürüyerek bile daha hızlı gidiyorlar. Hemen müzeyi gezerek biz 45 dakika olarak planlamış iken 1.30 saate gezmiştik. Hemen oradan arabamıza binip basarak Küçük Ayasofya Müzesine gelmiştik.

  Tabi ben gelmeden önce arkadaşım benim soracağımı bildiği için çoğu yerin tarihçesini ezberlemiş hemen girer girmez içeriye tarihçesini anlatmaya başlamıştı. 'Küçük Ayasofya Camii olarak geçen Bizans İmparatoru I. Justinianus ve karısı Theodora tarafından 527-536 yılları arasında Aya Sergios ve Bachos Kilisesi adıyla yaptırılan bir kilise ama daha sonra Osmanlı İmparatorluğu ile beraber 1497 yılında camiye dönüştürülmüştür.' hemen resimler çektikten sonra akvaryumda fazla durduğumuzdan dolayı hızlıca çıkmak zorunda kalmıştık. İstanbul'un o eski tarihi sokaklarında ilerlerken bol bol resimler çekmiştik. Oradan doğru arabayı otoparka çektiğimiz için Sultan Ahmet Meydanına gelmiştik.

 Meydana geldiğimizde sağ tarafa baktığımızda Sultan Ahmet Cami'yi görmekteydik. Sol tarafa baktığımızda ise Ayasofya'yı görmekteydik. Tabi bizim gittiğimiz zaman tam Cuma günü olduğu için caminin içerisine girememiştik ama duaya yetişmiştik dua edip oradan ayrılmıştık. Tabi bu sırada keşke sadece dua edip ayrılsaydık bir grup genç geldi çantamızın yanında duran sweatlere bizim onlar dediler bizde nasıl deyince güyah abilerininmiş abdest alınan yerde karıştırmışız biz orada çıkartmadık ki çantadan nasıl olacak o iş derken biz bu iki genci aldığımız gibi polis abilere teslim etmiştik. Hemen oradan doğru bir sonra ki durağımız olan Ayasofya müzesine gelmiştik.

  Ayasofya Müzesi'ne girmek için tabi ve diğer müzelere girmek için İstanbul müze kart almamız gerekiyordu. Bu kartı herkesin alması gerekli bence çok az para ödeyerek tüm müzelere girebiliyorsunuz. Bizim zamanımızda öğrenci 20TL'ydi neyse işte biz sıraya geçtik ama sıra da o kadar çok ki kantin sırası gibi bekle bekle canı sıkılıyor insanın bende arkadaşımla yabancı taklidi yapmaya başladık çünkü Türklerden çok yabancılar vardı sırada o sırada iki tane İngiliz arkadaşlarla tanıştık onlarda bize katıldı beraber müze kartları aldık ve müzeye girmek için yola koyulduk zaten hemen yan tarafı bir kaç adım sadece ve içeriye girdik hep beraber girmeden tarihçesini falan okuduk burası eskiden kiliseymiş tabi zamanla Mustafa Kemal Atatürk ile beraber Cumhuriyetin ilanından sonra müzeye çevrilmiş ve şuan müze olarak kullanılmaktaymış. Hep beraber resimler çekerek hızlıca bu müzeden diğer müzelere doğru merakla ve sabırsızlıkla gezmeye başladık. Bir sonra ki durağımız ise Topkapı Sarayı olacaktı.

  Adım adım ilerlerken tabi sıcakta hepimiz yorulmuştuk. Bir dondurmacı görmüştük ve hemen oraya gidip dondurma ve su alacaktık. İçeride oturma yerleri de vardı biraz oturup dondurma yiyelim diye düşünmüştük. Tabi içeriye girdik dondurma siparişlerimizi verdik sularımızı aldık çantalarımıza koyduk ve hesabı ödemek için kasaya gittiğimizde ise normal menüden daha fazla fiyat söylediklerini fark ettim. Tabi onlar bizi yabancı sandılar yanımızda yabancı arkadaşlarımız olduğu için bende aşırı takip ederim her şeyi ne kadar tutuyor ne oluyor kimler gelip gidiyor falan böyle fena dikkatli birisiyimdir. Hesabın ne kadar olduğunu biliyorum. Hatta hesap sanırsam 54 TL'ydi evet evet 54 TL'ydi adamın bize dediği ücret ise 80 TL'ydi ben oradan hemen masadan menüyü aldım ve gösterdim ama adamın cevabı burası Türkiye kardeşim olmuştu. Bende bunu üzerine hayırdır kardeş ne oluyoruz bizde Türküz dedikten sonra adamın cevabı Türk'sen Türksün demişti bize iki çılgın deliye bunu demekle hata yaptın kardeş dedikten sonra arkadaşım babasını aradıktan sonra zabıta+sivil polis gelmişti olay yerine ve adama güzel bir ceza verdikten sonra bu arada adamın kimlik kontrolünde dolandırıcı da çıktığı için hemen karakola getirdiler bizde o sırada oradan uzaklaşmıştık. Türkiye'de Türk'e bile kazık atacaklar anlamıyorum ya fiyatı yükseltince ellerine ne geçiyor milleti dolandırarak bildiğin dolandırıcılık yapıyorlar neyse biz konumuza dönelim daha bu hiç bir şey bunu gibi 3-4 tane denk gelmişti ilerilerde anlatacağım onları da....

 Neyse biz Topkapı Sarayına girdik tabi hemen içerisinde gizli resim çekmek yasak olan bölmeler falan vardı ama biz yinede resim çekmiştik. (Kısa geçiyorum merak ederseniz detaylısını Gezgin & Meraklı isimli kitabimizdan okuyabilirsiniz. Wattpad) Sonra bizi tur rehberi göndermişlerdi onunla beraber tüm müzeyi gezmiştik. Tur rehberinin anlatmış olduğu tarihçesi ise söyledir; Merhaba arkadaşlar öncelikle görmüş olduğunuz Topkapı Sarayı İstanbul Sarayburnun'da bulunan Osmanlı İmparatorluğu'nun 600 yıllık tarihi ve 400 yıl boyunca devletin idari merkez binası olarak kullanılan ve Osmanlı Padişahlarının yaşamış olduğu bir saraydır. Bir zamanlar içerisinde 4.000'e yakın insan yaşadığı söylenmektedir. 
  
   Bu görmüş olduğunuz saray Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478'de yaptırılmıştır. Kuruluş yıllarında yaklaşık 700.000 m2'lik bir alan da yer alan sarayın bugünkü alanı ise 80.000 m2'dir. Tabi günler geçtikçe yeni sarayların yapılması ile Topkapı Sarayı yavaş yavaş boşalmaya başlamıştır. Ama bu tabi sarayın önemini kaybettiği anlamına gelmemektedir. Topkapı Sarayı hiç bir zaman önemini kaybetmemiştir. Tabi zaman zaman onarım ve bakım işlemleri görmüştür. Bunun yanında diğer yapılan saraylar nelerdir diye soracak olursanız eminim ki soracaksınız çünkü hepiniz merakla beni dinliyorsunuz. Hemen söyleyeyim Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Sarayı'dır.
  
   Topkapı Sarayı ilk olarak Abdülmecit zamanında bir müze gibi ziyarete açılması düşünülse bile bu başarısız olmuştur ama zamanla ampir üslupta camekanlı vitrinler ve bunun yanında bir çok Osmanlı mimarisi üzerinde barındıran eserler Sarayın içerine konmuştur. Zaman zaman pazar ve sali günleri halkın ziyaretine açılması düşünülse bile bu gerçekleşememiştir. 
  
  Daha sonra ise Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle 3 Nisan 1924 tarihinde halkın ziyaretine açılmıştır ve o gün bugündür müze olarak kullanılmaya başlanmıştır. 
Peki müze içerisinde hangi bölümleri görmekteyiz? 
1. Bab-ı Hümayun (Saltanat Kapısı)
2. I.Avlu (Alay Meydanı)
3. Babüsselam
4. Saray'ı Hümayun ve İç Saray olmak üzere 4 bölüm bulunmaktadır. Tur rehberinin anlatımından sonra teşekkür ederek müzeden ayrılmıştık. Diğer müzemiz olan İstanbul Arkeoloji Müzesine doğru yol almıştık.

 Tabi arkeoloji müzesine geldik içeriye girmeden önce tabi ki de her zaman ki gibi tarihçesini okumadan olmaz tarihçesini kısaca özetliyorum ben size bütün müzelerin tarihçeleri orijinal tarihçelerin kısaltmalarıdır.          Arkeoloji müzesi 1887–1888 yıllarında, dönemin en önemli keşfi olarak kabul edilen Sidon (Sayda, Lübnan) Kral Nekropolü Kazıları'ndan İstanbul'a getirilen İskender Lahdi ve Tabnit Lahdi gibi önemli eserlerin sergilenebileceği bir müze binasına ihtiyaç duyulmuştur.
  Bunun üzerine arkeolog, ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey önderliğinde ve Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adıyla kurulan Arkeoloji Müzesi 13 Haziran 1891 tarihinde ziyarete açılmıştır.
Dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen yapıya daha sonra 1903 ve 1907 yıllarında sol ve sağ kanadın eklenmesi ile bugünkü Ana Müze Binası oluşmuştur. Hemen içeriye girerek bir kaç resim çekerek hızlıca oradan doğru Mısır çarşısına ve kapalı çarşıya gitmemiz gerekliydi çünkü fazla zamanımız yoktu içeriyi fazla gezemeden hemen ayrılmıştık oradan ama tabi içeride şakalaşmadık değildi bir kaç eseri birbirimize benzeterek birbirimizle eğlenmiştik. Tabi bu arada daha yemekte yemedik karnımız da kurt gibi açıkmıştı. Dolmabahçe Sarayı saat 5'de kapandığı için oraya yetişmemiz gerekliydi çünkü yabancı arkadaşlarımız yarın kendi ülkelerine gidecekleri için orayı görmeden gitmeleri olmazdı. Jet hızıyla kapalı çarşıya koşar adımla varmıştık.

 Kapalı çarşıya gelme nedenimiz ise yabancı arkadaşlarımızın ve bizim onlar ülkelerine dönerken bende memleketime dönerken bir kaç parça hediye almak için girmiştik tabi içeride iki gruba ayrıldık onlar kendileri hediyeler aldılar bizlerde kendimiz almıştık tabi ki de biz Türk olarak bol bol pazarlık yapmıştık bu sayede daha ucuza alarak çantalarımıza koyup çıkış kısmında bulunan tarihçesini okuyup hemen Mısır çarşısına doğru yola çıkmıştık ama Mısır çarşısında ki amacımız ise sadece görmekti onun için orada fazla zaman kaybedeceğimizi düşünmüyorum. Kapalı çarşı Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen Kapalı Çarşı, üzeri dam ve kubbelerle örtülü dükkanların çevrelendiği tarihi bir alışveriş meydanıdır. 
  Tarihteki adı “Çarşu-yı Kebir” olan büyük alanın çekirdeğini iki bedesten oluşturur. 1460 yıllarında inşa edilen ilk bedestene Cevahir ismi verilmiştir ve bu bedestenin geliri Ayasofya’ya verilmek üzere Fatih Sultan Mehmet’e bırakılmıştır. 
   Padişah daha sonra buraya çeşitli dükkanlar ve alışveriş tezgahları geliştirerek ticari hayatın merkezi durumuna getirmiştir.Kapalı Çarşı’nın Mimari Özellikleri 1461 yılında temeli atılan Kapalı Çarşı, estetik tasarımı sayesinde adeta dev ölçülü bir labirenti andırır. 60’a yakın sokağı ve 3600’ü aşkın dükkanı bulunan tarihi alışveriş alanı, toplamda 30.700 metrekarelik alanı kapsar. İstanbul’un hem turizm hem de ticari anlamda çekim noktası olarak ifade edilebilir. Hemen bir kaç adımla Mısır Çarşısına ulaşıyoruz.

  Mısır çarşısına geldiğimiz zaman sadece kısa ve hızlı bir gezi yapıp oradan ayrılmıştık çünkü zamanımız gittikçe daralıyordu. Birde tramvay yolculuğumuz olduğu için biraz zamanı geniş tutmamız gerekliydi. Tramvayın kaç dakika'da gideceğini bilmediğimiz için erken davrandık ve hemen oradan ayrılıp tramvaya doğru yol almaya başlamıştık bu arada Mısır çarşısı İstanbul’da üstü kapalı bir çarşısıdır. Eskiden baharat, yani karabiber, zencefil, tarçın gibi şeyler, daha çok Hindistan’dan, Mısır’dan geldiği için bunların satıldığı yerlere, tek bir dükkan bile olsa, Mısır Çarşısı denirdi. 
  Mısır Çarşısı, Yeni Cami’yi vakıf olarak Hatice Turhan Vâlide-Sultan tarafından yaptırılmıştır. «L» biçimi bir planı vardır. Mısır Çarşısı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, dışarıdan duvarlarına yamanmış barakalarla tanınmaz bir hale gelmişti.
  1955’te onarıldı. Böylece daha güzel bir durum kazanan çarşı bugün İstanbul’un tarihi ve turistik yerlerinden biri olmuştur. Sürekli olarak yenilenen ve restore edilen bir yapısı olduğu için her zaman düzgün bir şekilde işlevine devam etmektedir.  

Tabi hemen tramvay durağına doğru gittiğimiz zaman tramvay daha yeni kalkıyordu. Bizim kartımız olmadığı için arkadaşım bizim yerimize basmıştı tabi oradan doğru 3 dakika içerisinde geleceğini öğrendiğimizden sonra zaten biz o sırada sohbet ederken gelmişti hemen bindik ama tramvay diğer duraklarda da durduğu için zaman akıp geçiyordu asıl sorun ama şuydu tramvaydan indikten sonra belli bir süre yürümemiz gerekliydi sanırsam yetişemeyecektik. 
  
  Tramvaydan inip yürümeye geçtiğimiz zaman 3 dakikamız kalmıştı kapanmaması için biz ne kadar koş sakta yetişememiştik saniyelerle kaçırmıştık. Ama bahçesinde biraz oturup dinlenmiştik. Tabi o sırada yemek yemediğimiz için en yakın restaurantı aramaya koyulmuştuk ve ilk bulduğumuz yere direk girip güzelce bir karnımızı doyurmuştuk. Tabi Beşiktaş sokaklarında gezerken yabancı arkadaşlarımız güzel bir çantacı görmüşlerdi ve içerisinde onların hoşuna giden çantanın olduğunu fark ettikleri için hemen o dükkana girmiştik. Tabi önden yabancı arkadaşlarımız girdiği için içeride ki görevli biraz İngilizce konusunda terler döküyordu. Neyse bizde bozuntuya vermedik adamın dediklerini biraz çevirdiğimiz halde adam bizi anlamadı tabi sonra üzerinde ki fiyatı yok etti tabi ben gördüm nereye yok ettiğini ama yabancı arkadaşlarımız da sordukça sordular derimi değil mi? Nasıl yıkanır? Sağlam mı? Gibisinden sorular ile çantayı beğenmişlerdi ve alacaklardı. Çantanın fiyatı 200 TL'ydi nedense Türkiye'de herkes böyle mi acaba yaa 200 TL ise onu 200 Euro olarak mı satarlar nedense bu ikinci dükkandı. 200 Euro'yu yabancı arkadaşımız verirken biz hemen daldık Türkçe olarak o çanta 200 TL dediğimiz zaman adam bize bir bakış attı sanki şey der gibi siz Türk iseniz beni neden zorladınız Türkçe konuşsaydınız da tercüme etseydiniz ya gibisinden neyse adamla konuştuk tabi özür falan diledi sonra benim arkadaşım o çantayı kendi parasıyla alarak yabancı arkadaşlara hediye etmişti. Bu da bizden bir hediyemiz olsun diye ama zor almışlardı her şeyi siz veriyorsunuz böyle olmaz falan derken gelin yarın İngiltere'ye gidelim demişlerdi. Tabi bizim okullar olduğu için okul yüzünden gelemeyeceğimizi belirtmiştik ama ilerleyen zamanlarda muhakkak geleceğimizi belirterek diğer yerleri gezmeye koyulmuştuk.

 Diğer yerler 2.Bölüm de yer alacaktır. 
Dolmabahçe Sarayına yarısı gün gittiğimiz için orayı diğer bölümde anlatacağım...

İsimlere tıklayarak otomatik olarak linklere gidebilirsiniz!!!!

Gezi Planı Nasıl Yapılır?
https://emre432altinay.blogspot.com/2018/04/gezi-oncesi-tavsiyeler.html

İstanbul'a yolculuk serüvenim
https://emre432altinay.blogspot.com/2018/04/ilk-ucak-deneyimim-afyon-istanbul.html

Wattpad: Gezgin & Meraklı
https://www.wattpad.com/story/149228896-gezgin-ve-merakl%C4%B1

Intagram: emre432altinay

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.