İstanbul'u Geziyoruz (Bölüm 2)


  Öncelikle merhaba nasılsın? İyisindir diye umuyorum. Bu blogum da İstanbul'u geziyoruz blogumun devamını anlatacağım sizlere hadi o zaman hemen başlayalım. Bu arada blogum da yazan tüm tarihçeler müzelerin girişlerinde ve afişlerin de yer alan tarihçeleridir.

Diğer bölümü merak eden okumak isteyen arkadaşlar için linki buraya bırakıyorum üzerine tıklayarak diğer bölüme geçebilirsiniz. (İstanbul'u Geziyoruz (Bölüm 1)
  
Tabi biz yemeğimizi falan yedik tabi biraz kendimize geldik o kadar çok yer gezmiştik ki artık bacaklarımız da derman kalmadığını oturduğumuz restaurantta fark etmiştik. Hemen dinlendikten sonra oradan doğru Deniz Müzesine gitmeyi planladık ama şöyle bir durum vardı. Deniz müzesi saat 17.00'da kapanıyordu ve bizim saatimiz 17.45 olmuştu. Neyse zaten yakın yerdeydik gittik oraya bir görevli vardı. Kapıyı kilitleyecekti tam o sırada biz girdik adam olmaz falan dedi ama güler yüz tatlı dille olayı halletik ve 15 dakikalık izin aldık oda bizi kırmadı hemen içeriyi jet hızıyla gezdik. Ama içerisi o kadar harikaydı ki zaten gitmiş olduğumuz müze Türkiye'nin en büyük gemi müzesiydi bu müze içerisinde denizci kıyafetleri eski zamanda kral ve padişahların kullandığı sandallar ve ayrı olarak küçük ve büyük gemiler tekneler ve daha binlercesini müze içeride görme şansı yakalamıştık. Eğer sizinde merakınız var ise kesin ve kesin gitmenizi tavsiye ederim çünkü çok güzel ve harika bir yer. Tabi hemen size tarihçesini de anlatayım ben;
   Türkiye’nin ilk askeri müzesi olan İstanbul Deniz Müzesi, 1897 yılında 2’inci Abdülhamit’in izni ile Amiral Hikmet Paşa ve Binbaşı Süleyman Nutki’nin büyük çabaları sonucu “Müze ve Kütüphane idaresi” adıyla Tersane-i Amire’de (Haliç’te Tersane bölgesinde) küçük bir binada kurulmuş olup 1961 yılında bugünkü yerine taşınmıştır.


Türkiye’nin denizcilik alanında en büyük ve içerdiği koleksiyon çeşitliliği açısından dünyanın sayılı müzelerinden biri olan İstanbul Deniz Müzesi’nin koleksiyonunda, dünyanın yaşayan en eski kadırgasının da aralarında bulunduğu yaklaşık 20.000 adet eser bulunmaktadır. Konularına göre gruplandırılan koleksiyonların arasında Atatürk'ün eşyaları, tarihi kayıklar, silahlar, haritalar, resimler, gemi modelleri, gemi baş figürleri, seyir aletleri, gemi aksamları, plaketler, çanlar, armalar, tuğralar, sancaklar, fenerler, beratlar, fermanlar, el yazmaları, üniformalar, nişanlar, madalyalar, sikkeler, damgalar, mühürler, mezar taşları, kitabeler, taş baskılar, amforalar, saatler, mobilyalar ve fotoğraflar bulunmaktadır. Müze, kralların ve padişahların kullandığı "Saltanat Kayıkları"ndan 14'üne ev sahipliği yapmaktadır.

  Hemen buradan çıkarak hızlıca kendimizi taksim heykelinin önünde bulmuştuk. Tabi herkes gibi bizde hemen Mustafa Kemal Atatürk heykelinin önünde resim çekilerek yabancı arkadaşlarımız da olduğu için o eski dönemlerden kalma üç tane kiliseyi gezmek için yola koyulmuştuk. Tabi ilk gideceğimiz olan kilise ise Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi ide ve hemen heykelin neredeyse yanındaydı ilk olarak oraya girmiştik. Planımızı çok iyi yapmıştık. Ne zaman nereye gideceğimiz geçtiğimiz yürüdüğümüz yerlere göre ayarlamıştık ki daha az zaman kaybı ve daha az efor sarf edelim.

  Tabi hemen kiliseye geldik çünkü çok yakındı biz Müslüman olduğumuz için sadece meraktan giriyoruz her yere sizde girin bir kere bile olsun orayı görün tavsiye ederim. Tabi içeriye girdik biz sadece seyirci olarak izliyoruz elimizde telefonlar fotoğraf makinesi falan onlar hemen mum falan aldılar kendi dinleri olduğu için inançları kendi inançlarını yerine getirdiler bir yandan bize de tanıttılar açıkladılar bir yandan bizde bilgi sahibi edinmiştik. Ama içeride çıt ses yoktu herkes sessiz bir şekilde resmini çekiyor inancını yapıp çıkıyordu. Tabi bu konu da da bizim bir anımız var daha doğrusu bizden başka diğerleri de korktu ama çok ilginç bir anımız onu diğer kilise de anlatacağım orada oldu çünkü bu arada bu girmiş olduğumuz kilise 14 Eylül 1880 yılında Neo-Barok, Byzantine Revival architecture tarafından yapılan bir Rum Ortodoks Kilisesidir.

  Tabi hemen oradan çıkarak İstanbul'un vazgeçilmez caddelerinden birileri olan Taksim ve İstiklal caddesini gezmeye başlamıştık yürürken sokak sanatçılarının essiz müzikleri eşliğinde ilerliyorduk. Bir yandan etrafı mağazaları bakarak yavaş adımlarla keyfini çıkara çıkara ilerliyorduk ne de olsa artık saat sıkıntımız kalmamıştı ve rahat rahat geze bilirdik. Gittiğiniz zaman mutlaka gidip görmeniz gereken bir yerlerden birisi bence çok harika bir caddeleri sokakları ve kafeleri ile görülmesi gereken yerlerden birisidir bence eğer İstanbul'a gidip buraya gitmezseniz bence İstanbul'u gezmiş olmazsınız. Tabi ilerlerken yolumuzun üzerinde olan diğer kilisemiz olan ikinci kilisemiz ve benim aşırı derecede merak ettiğim bir yer olan Sent Antuan Kilisesine gelmiştik.


  O kadar güzel bir mimarisi vardı ki merak ettiğim kadar varmış bence o kadar iyi tasarlanmış ki harika ötesi kapısı girişi böyle bambaşka bir yerdi bence tabi merakla hemen içeriye girelim demiştim o merakla resmi çıkınca çekeriz dedikten sonra hemen içeriye girmiştik. İçerisi biraz karanlıktı tabi gün batımı olduğu için genelde kiliseler zaten karanlık oluyormuş. Işıklarını camlarına yansıyan güneş ışınlarından aldığı bilgisini yabancı arkadaşlarımızdan öğrenmiştik. İçerisinde bol bol resim çekerken dikkatimizi çeken bir olay olmuştu. Arkası dönük ve diz çökmüş bir şekilde bir beyefendi gördük. Tabi biz gördüğümüz zaman ciddi ciddi onu maket sanmıştık böyle müzelerde maketler olur ya o gibiydi hiç hareket etmemişti. Pür dikkat izlerken bir anda ayağa kalkması ile biz biraz korktuk dedim ne oluyor falan böyle tabi bizim yanımızda ki insanlar da korkmuştu çünkü adam 10 15 dakika kesintisiz hareketsiz bir şekilde durmuştu. Benim cidden çok garibime gitmişti. Burası da diğer kilise gibiydi içerisi tasarımı birbirine benziyordu. Ama hangisi daha iyi olarak soracak olursanız tabi ki de burası derim çünkü mimarisi çok harika bir yapı olarak tasarlanmış. Tabi hemen dışarısının da resimlerini çekerek hemen bir sonra ki durağımız olan Santa Maria Draperis Kilisesine doğru yol almıştık.


 Bu kilise çok ilginçti ama ilginç olan yanı kilise değildi girişiydi bence çünkü sanki kafe gibi bir ev gibi girişi vardı. Hatta biz giderken bu nerede acaba diye çok düşünmüştük son anda fark etmiştik yoksa yani geçip gidecektik. Kapıdan içeriye girdiğimizde bizi bir büyük merdivenler karşılıyordu. Merdivenleri çıktıktan sonra ise kilisenin girişine ulaşmıştık. Hemen içeriye girmiştik yalnız burası diğerlerine göre sanırsam daha eskiydi içerisi biraz daha eski olarak görünüyordu. Ama tasarım olarak yine diğerlerine nazaran çok iyiydi. Ben beğenmiştim. Hemen buradan çıkarak Taksim sokaklarında ilerlerken Galata Kulesine gelmiştik.


 Gelmeden önce uzaktan hep beraber resim çekildikten sonra ise yanına gittiğimizde inanılmaz derecede bir kuyruk vardı. Kuyruk o kadar kalabalıktı ki efsaneydi ya en az 45 dakika bekledik orada sıra sonunda gelmişti ve girişten biletlerimizi alıp asansör ile yukarı çıkmıştık. Bu arada bilmeyenler var ise hem merdiven hem asansör bulunmaktadır içeride asansör ile hemen yukarı çıktığımızda yukarı da da efsane kalabalıkla karşılaşmıştık. İstanbul'u havadan 360 derece görmekteydi. Bol bol resim çekmiştik ama çok dardı giderken öndekileri beklemek zorundasınız yoksa ilerlemeniz imkansız ama birde şu yanı var geçişler tıkanırsa ne mutlu size bol bol resim çekme ve o eşsiz manzarayı izleme hakkına sahip oluyorsunuz ve bizde de trafik tıkandı ve en az 1.30 saat yukarı da o eşsiz İstanbul manzarasını izleme fırsatı elde etmiştik. Trafikte nasıl tıkandı birileri görevlileri dinlemeden soldan girdiler sağdan girilip soldan çıkılıyor tabi biz sağdan onlar soldan olunca tam ortada birleştik. Ama bizde tabi açılsa bile yavaş yavaş ilerledik nede olsa 45 dakika bekledik bu manzaranın tadını çıkartmadan inmeye niyetimiz yoktu. Bu arada yazarken gaza geldim tarihçesini unuttum kısaca yazıyorum hemen Galata Kulesi İstanbul'un Galata semtinde inşa edilen ve şehri temsil eden bir kuledir. Bu kule;528 yılında inşa edilmiştir. Dünya'nın en eski kulelerinden sayılır. Kule; Bizans İmparatoru Anastasius tarafından yaptırılmıştır. Kulenin amacı o yıllarda fener kulesi olmasıdır. 


 Hemen Galata'yı da gezdikten sonra ise bu gün ki gezimiz sona ermişti hepimiz yorgunluktan yürüyecek halimiz bile kalmamıştı tabi bir de şimdi arabamıza ulaşmak vardı. Ama asıl sorun arabaya çok uzaktık arabayı park ettiğimiz yer karşı taraftaydı. Ama tabi biz feribotları görünce aklımıza feribotla gitmek geldi onca gezdik ilk günün kapanışını feribotla yapmak efsane olacaktı. Hemen telefonumuza sarılarak feribot güzelgahını bularak yola koyulmuştuk ilk olarak Karaköy vapuruna binerek oradan Kadıköy'e oradan ise Yeni kapı feribotuna binerek yeni kapıya gelecektik ve hemen bindik güzel bir feribot turundan sonra arabamıza ulaşmıştık. Hemen yabancı arkadaşlarımızı otele yerleştirdikten sonra bizde eve geçip biraz takılarak tekrardan dışarı çıkmıştık. Yabancı arkadaşlarımızı aramıştık ama onlar yorgunluktan uyumuşlardı bile bizde en yakın arkadaşım ve kendi arkadaş çevresi ile İstanbul'un en eşsiz manzarası olan Büyük Camlıca Tepesine çıkmıştık ve tüm İstanbul ayaklarımızın altındaydı efsane manzarası vardı. Çok güzelce manzaraya karşı sohbet eşliğinde takıldıktan sonra eve varıp bizde uyumuştuk.


  Yarısı gün sabah güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra ise ilk durağımız olan Kız Kulesine gitmiştik. Hemen teknelere binerek Kız Kulesine varmıştık. İçerisinde bir restaurant vardı. Hemen bol bol resimler çekilerek bir kaç bir şeyler içerek oradan ayrılmıştık. Fiyatları biraz pahalıydı ama doğal yani pahalı olması bence çünkü denizin ortasında olduğu için dört bir tarafı da İstanbul'u gördüğü için normal fiyatlardı.Kız Kulesi 2500 yıl öncesine dayanan bir eşsiz yapıdır. İstanbul`un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişiyle, Eski Yunan`dan Bizans İmparatorluğu’na,  Bizans`dan Osmanlıya, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder; Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir.Yüksekliği tam 80 (seksen) arşındır. Sathı mesehası iki yüz adımdır. İki taraftan kapısı vardır.


 Hemen oradan ayrıldıktan sonra Dolmabahçe Sarayına gitmiştik. Hemen içeriye girerek dün giremediğimiz sarayın içerisinde bol bol resimler çekilmiştik. İçerisi o kadar harikaydı ki avizeler merdivenler işlemeler harika tasarımı ve mimarisi ile yapılmış harika bir saraydı. Herkesin gitmesini ve görmesini tavsiye ederim böyle bir saray bence başka bir yerde yok o derece çok güzel benim çok hoşuma gitmişti. Size hemen tarihçesini anlatayım. 1843 ve 1856 yılları arasında yapılmış önemli yapılardan biri olan Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üsluplarından esinlenilerek yapılmıştır. Osmanlı döneminde yapılmış en nadide yapılardan biri olan bu saray, Abdülmecid Han tarafından yaptırılmıştır. O dönemlerde Marmara Denizi’nin bir kısmının doldurulması sonucunda Dolmabahçe adı verilen kısmın açığa çıkması ile burada inşa edilmiştir.

Buradan sonra ise tanıştığımız gezdiğimiz yabancı arkadaşlarımızın uçuş saatleri yaklaşıyordu onun için onları uğurlamak için yola koyulduk. Hava alanına vardığımız zaman biletleri THY olduğu için normalde belli bir yerden sonra giriş yasak ama yakın arkadaşımın babasının sayesinde uçağın kapısına kadar beraber eşlik ettik ve oradan onları ülkeleri olan İngiltere'ye yolcu ettik. Bizde bu sıra da hemen Barış Manço Müzesine doğru yol almaya başladık.


Bu arada öncelikle size Barış Manço'yu kısaca tanıtmak isterim. Barış Manço 200'ün üzerine şarkısı bulunan takma adı Büyük Üstad olan doğuştan gelen bir müzik yeteneğine sahip olan sanatçıdır. 2 oğlu vardır. Oğulları Batıkan ve Doğukan Manço'dur.  Bu müze'de Barış Manço hayatını kaybettikten sonra eşi ve oğulları tarafından yapılan Barış Manço'nun kullandığı eşyaların sergilendiği ve bahçesinde arabasının olduğu bir evdir. İçerisinde Barış Manço'yu bire bir yaşama duygusuna ve onun eşsiz şarkılarını dinleme fırsatı yaşıyorsunuz. Eğer sizde Barış Manço hayranıysanız veya seviyorsanız kesinlikle gitmenizi öneririm çok harika bir yer. Burayı gezerken bol bol resimler çekerek ayrılmıştık. Bir sonra ki durağımız ise Rahmi M Koç Müzesi olmuştu.

Rahmi M Koç Müzesini size kısaca anlatacağım çünkü bununla ilgili ayrı bir blog yazacağım çünkü çok uzun ve büyük bir yer İstanbul'da ve Ankara'da vardır ve ben ikisine de gittiğim için ikisini ayrı olarak bir blog da sizlere sunacağım. Ama şuanda kısa bilgiler vereceğim. İlk önce eğer gidecekseniz kesin ve kesin bir gününüzü ayırmanızı öneririm çünkü içerisi o kadar güzel bir yer ki bambaşka bir yer merak ettiğiniz tüm her şeyi orada görebiliyorsunuz. Mesela ben en çok merak ettiğim konu çocukluğumun merakı bulaşık makinesinin içerisinde acaba neler oluyor neler neler acaba kapağı da gizli ya içeriden ses geliyor böyle insan meraktan çatlıyor oraya gittiğim zaman orada etrafı camlı olan bir bulaşık makinesi vardı ve düğmeli düşünebiliyor musunuz? Düğmeye basıyorsunuz ve bulaşık makinesi çalışıyor ve sizde içini görebiliyorsunuz çok harika bir şeydi hayatımın unutamayacağım bir merak ettiğim konuyu orada görmüştüm. Tabi tek o değil orada her şey çalışıyor traktör motorundan tutun yapay yağ fabrikası bile çalışıyor her şey çalışıyor bambaşka bir yer yaa harika içerisinde Harry Potterin uçan arabası var unutmadıysam eğer sadece burada vardı diye biliyorum o eskiden reklamlarda olan Opet reklam arabası bile var daha gemi, deniz altı, uçak, tanklar, itfaiye, at arabası, eski arabalar, maket evler gibi daha binlercesini içeride bulabilirsiniz. Burada bile anlatırken kısa anlatacaktım kısası bile uzun böyle bir yer gitmenizi tavsiye ederim ama kesinlikle bir gününüzü ayırınız. Daha sonra ise tabi biz bu müzeyi için bir gün ayırmıştık sakın aynı gün sanmayın. Buradan sonra ise son durağımız olan MiniaTürk'e gitmiştik.

 MiniaTürk'te ise 81 ilin meşhur evleri ve meşhur camilerinin ve birden fazla şeyin sergilendiği küçük maket evlerin, camilerin, köprülerin sergilendiği bir müzedir.

 Son olarak MiniaTürk'ü de gezdikten sonra benim İstanbul maceram burada bitmişti diğer zamanımızı ise kafeler de takılarak eğlenerek arkadaşımın arkadaşlarıyla vakit geçirerek unutamayacağım bir anım olarak kalmıştı. Burada beni gezdiren beni evinde ağırlayan ve 5-6 yıl sonra yüz yüze geldiğim arkadaşıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki benim yakın arkadaşımsın hiç bir zaman ayrılmamızı dileklerimle teşekkür ederim. İlk defa yüz yüze geldiğimiz günlerden geriye kalanlar bu kadardı arkadaşlar beraber kitap yazıyoruz onu okumak isterseniz aşağıda linki bulunmakta Gezgin & Meraklı yazısına tıklayarak Wattpad'e yazmış olduğumuz kitabımıza gidebilirsiniz. Orada daha detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz ve sadece İstanbul ile kalmayacaktır. İlerleyen zamanlarda Safranbolu ve daha birden fazla gezdiğimiz yerleri sizlerle paylaşacağız. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim iyi ki varsınız. Eğer beğenmediğiniz veya yanlış olan yerler varsa yorum yaparak veya Instagram hesabımdan bana ulaşabilirsiniz.

Instagram: emre432altinay

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.