Kadına Karşı Şiddete Son!


  Merhaba nasılsın? Umarım iyisindir. Bu blogum da sizlere her geçen gün artan Kadınlara Karşı Yapılan Şiddete artık bir dur demeye geliyoruz. Sosyolog arkadaşım Tuğçe'nin Kadınlara Karşı Şiddet Başlığı altında yazmış olduğu yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;


  Kadına Karşı Şiddet

  Gün geçmiyor ki televizyonlarda, gazetelerde kadına karşı şiddet haberine rastlamayalım. Bunları gördükçe hepimiz içten içe öfkeleniyoruz ve içimiz kan ağlıyor. Hele gördüğümüz ölüm haberleri... Artık öldürmek eylemi o kadar kolay bir hâl almış ki sinek öldürür gibi insanlar öldürülüyor. İnsanlar diyoruz çünkü elbette sadece kadınlar öldürülmüyor ancak bizim değineceğimiz nokta bize en çok neden sorusunu sorduran ve en çok göze batan kadına karşı şiddet ve kadın ölüm haberleri. Yıllardan beri var olan bu durum artık daha fazla göze batar hale geldi çünkü teknoloji devrinde yaşıyoruz. Ve bu sadece ülkemizde değil tüm dünyada görülen bir durum ne yazık ki.  Peki şiddet nedir ve nelere şiddet diyebiliriz?

  Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesinin birinci maddesinde, kadınlara yönelik şiddet, "ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlamaya veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma" şeklinde tanımlanıyor. Bu tanımdan da görüleceği üzere şiddet sadece fiziksel değildir ve birçok çeşidi vardır. Özellikle psikolojik şiddet çok sinsidir ve kendini kolay kolay belli etmez. Kişiye edilen hakaretler, küçümseyici tavırlar, kıskançlık öne sürülerek kişinin hayatına getirilen kısıtlamalar karşımızdaki kişinin değişebileceğine olan inancımız sayesinde hep bir döngü halinde önümüze gelir. Kişi kendini küçük hediyelerle belki de güzel sözlerle hatta duygu sömürüsüyle affettirir ve bir şiddet döngüsü başlatmış oluruz. Halbuki ne yazıktır bunlar fiziksel şiddetin önünü açan davranışlardır. Özellikle çağımızda gençlerin flört dönemlerinde birbirleri üzerinde baskı kurdukları, birbirlerinin hayatlarını yaşanmaz hale getirdiklerini ve bunun adına sevgi dediklerini gördükçe insan daha bir tedirgin oluyor ve kendini tüm bu durumlar karşısında sorumlu hissediyor. Bilinçlendirmek şu an yapacağımız en doğru ve yerinde bir davranıştır.

  Kadına şiddetin birçok nedeni var ancak dikkate değer bir kavram olarak ekonomik özgürlüğü ele alabiliriz. Eskiden kadınlar ekonomik olarak eşlerine bağlıydı ve aile yaşamı daha farklıydı. Günümüzde kadınlar da erkekler kadar eğitim hakkına sahip bireyler haline geldi ve kadınlar da haklarının farkında , kariyer sahibi ve bilinçli bireyler oldular. Ayakları yere basan kadın lafını hepimiz duymuşuzdur mutlaka. Artık günümüzde yıllardan beri bir döngü haline gelen ataerkil düzen kadınlar tarafından sorgulanmakta ve değiştirilmek istenmektedir. Yıllardan beri var olan feminizm hareketi arka plana atılan, haklarından mahsur bırakılan, ezilen ve cam tavanlarla engellenmeye çalışılan kadınlar için mücadele veriyor. Kadınların bir vatandaş olarak bile görülmediği, oy hakkına sahip olamadığı dönemlerde kadınlara seçme ve seçilme hakkının kazandırılmasını sağlamıştır. Türkiye’ de feminizm hareketi öncülerinden Halide Edib Adıvar ve Nezihe Muhiddin' i örnek verebiliriz. Onlar da Türkiye’ de kadın hakları için mücadele vermiş, her ne kadar bu mücadele göz ardı edilmek istense de Türkiye’ de kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olmalarını sağlamışlardır. Ancak ne yazık ki hala dünyanın birçok yerinde mücadeleler devam ediyor.

  Kadın birçok toplumda alanı evle sınırlandırılan, yemek yapan, çocuk bakan , ev temizleyen birey olarak görülüyor. Daha çocukluktan başlayarak toplumsal cinsiyet rolleri bize toplum tarafından öğretiliyor. Erkek çocukları hep pohpohlanıyor, gece dışarı çıkmasına izin veriliyor, yatağını annesi topluyor, yemeğini önüne annesi koyuyor. Kısacası erkek çocuğunun hep sırtı sıvazlanıyor. Kız çocuğu gece çıkamaz, izinsiz bir yere gidemez çünkü kız çocuğu hep hata yapma olasılığı yüksek ve korunması gereken birey olarak görülüyor. Eğer kız çocuğu bu davranışları sergilerse normlardan bir sapma olarak görülür. Sonra mahalle baskısı dediğimiz şey ortaya çıkar ve bunu gururuna yediremeyen anne baba kız çocuğunu  eve tıkar. İşte bu şekilde erkek egemen toplum yapısı yeniden üretilir. Sonucunda pohpohlanan  erkek çocuğu evlendiğinde karısından itaat ve hizmet bekler. Karşısındaki kadın onu memnun etmek için didinir ama bir türlü memnun edemez. Gerek psikolojik gerekse fiziksel şiddete maruz kalır. Ama susar. Çünkü zamanında susması istendi. Korkar çünkü zamanında korkması öğretildi.  Kanayan yarasını sarmaya çalışır ama saramaz çünkü zamanında ayakları üstünde durması değil eğilmesi öğretildi. Eğer biraz güçlüyse ve dayanamazsa boşanmak ister , bunu gururuna yediremeyen ve namus meselesi haline getiren kocası tarafından öldürülür. Çünkü zamanında namusun gerçek tanımını öğrenmedi. Namusu korumak sevgi ve şefkatle olur, öldürerek kirli ellerine bulaşan o temiz kan onu temizlemez, koruyamadığı namusun izi olarak orada kalır.

Kadınlara karşı şiddetin gün gittikçe artması bizleri aşırı derecede mutsuz etmektedir.. Lütfen artık bir dur diyelim. Bunu hep beraber başarabiliriz. Sosyologumuzun Instagram sayfası: Sosyoloji Günlüğüm

Bu blogu bizlerle paylaşan arkadaşım olan Tuğçe'ye çok teşekkür ediyorum. Şuan 3. sınıfta seneye mezun oluyor. Umarım alanında çok başarılı yerlere gelirsin. Çok iyi bir sosyolog ve çok iyi bir arkadaşsın. İyi ki tanışmışız ve iyi ki varsın. Instagram sayfası: sosyoloji.gunluk

Eğer aklınızda takılan sorular varsa bizlere aşağıdan yorum yaparak veya sosyal medya hesaplarımızdan bizlere ulaşabilirsiniz. 

Instagram: sosyoloji.gunluk
Instagram: emreningunluguu

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.